MAHMUT ÇİÇEKDAĞI

MAHMUT ÇİÇEKDAĞI

KAVİMLER ve GÜNÜMÜZDEKİ İZLERİ

Önce kavimlerden kısaca bahsedelim sonra günümüzdeki helak olan kavimlerin izlerinden bahsedelim

LUT KAVMİ

Melekler Lût’un yaşadığı yere gelince Lût daha önce hiç görmediği bu yabancıları evinde misafir eder. Bir taraftan da kavminin yapacağı kötülüğü düşünerek içi daralır Misafirlerden haberdar olan halk toplanıp evi kuşatır ve misafirlerin kendilerine teslim edilmesini ister. Lût kendisini misafirlerin yanında rezil etmemelerini, isterlerse kızlarıyla evlenebileceklerini, ancak misafirlerden vazgeçmelerini söyler. Fakat onlar Lût’a, başkalarının işine karışmaktan ve yabancıları evine almaktan kendisini menettiklerini hatırlatarak isteklerinde ısrar ederler. Lût, “Keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı” diyerek sıkıntısını dile getirir Bunun üzerine melekler Allah’ın elçileri olduklarını, kavminin kendisine ve ailesine zarar veremeyeceğini, geceleyin şehri terketmesini, sabaha yakın azabın geleceğini, karısı dahil kavminin helâk edileceğini bildirirler (Öte yandan dışarıda evi kuşatan ve içeri girmeye uğraşan halkın gözlerini kör ederek onları evin çevresinden uzaklaştırırlar. Lût ve ailesi şehirden çıkar, sabaha karşı da şehrin altı üstüne getirilir, üzerlerine balçıktan pişirilmiş, kat kat taşlar yağdırılır ve Lût’un kavmi karısıyla birlikte helâk edilir

SEMUD KAVMİ

Semûd kavminin helâk ediliş biçimiyle ilgili olarak Kur’an’da, Sâlih peygamber ve ona tâbi olan küçük bir grup hariç onların şiddetli sarsıntı  korkunç bir ses, gök gürlemesi cezalandırıldıkları ve üç günün sonunda helâk oldukları belirtilmektedir. Cezalandırmayla ilgili bu açıklamaların, Semûd’un üç farklı ceza türüne değil yer sarsıntısından önce veya onunla birlikte meydana gelen ses ve ışık olgusuna işaret ettiği düşünülebilir. Recfenin çok gürültülü ve dehşet verici bir sarsıntıyı ifade etmesinden ve Hicaz’da özellikle Medâinüsâlih denilen bölgedeki volkanik arazi yapısının varlığından hareketle Semûd kavminin volkanik bir patlama sonucunda helâk olur

 

AD KAVMİ

Hz. Nuh Peygamberden sonra gelen peygamber Hz. Hud'dur. Hz. Hud'un gönderildiği kavim ise Ad Kavmi olarak bilinmektedir. Bu kavim Hz. Hud'u dinlememiş, onu yalanlamış ve sürekli sapkınlıklarda bulunmuştur. Bu sebeple de şiddetli rüzgarlar ile bu kavim helak edilmiştir. Bu kavmin başına gelenler Fussılet ve Kamer surelerinde de açık bir şekilde anlatılmaktadır.

 Ad Kavmi, Hz. Nuh'un torunu olan Avs'ın oğlunun kavmidir. Kavme de onun ismi verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bahsedilenlere göre Ad Kavminin bulunduğu yerin bugünkü Yemen olduğu düşünülmektedir. 

 

MEDYEN (EYKE ) KAVMİ

Kur’ân-ı Kerîm’de Medyen halkının deprem, sarsıntı veya gürültü ile, Eyke halkının ise “gölge günü”nün azabı ile (gündüzü karartan korkunç kasırga) cezalandırıldığı. Eyke halkı Şuayb’dan eğer doğru söylüyorsa gökten üzerlerine azap indirmesini istemiş, bunun üzerine gölge gününün azabı gelmiştir  Ashâb-ı Medyen ile Ashâbü’l-Eyke’yi aynı kavim sayanlar, bulutların ateş ve azap getirmesiyle şiddetli bir gürültü ve yer sarsıntısının peş peşe geldiğini belirtmektedir Medyen halkı da aynı volkanik bölgede daha önce yaşayan Semûd ve Lût kavimleri gibi volkanik bir patlamanın getirdiği gürültü ve sarsıntı ile helâk edilmiş olmalıdır.

SEBE KAVMİ

Kur’ân-ı Kerîm’de iki sûrede Sebe’den söz edilir. danışma meclisi bulunan bir kadın hükümdarın yönettiği Sebe’nin zengin ve güçlü bir ülke olduğu, halkının güneşe taptığı, Hz. Süleyman’ın bu melikeye elçi göndererek onu ve halkını müslüman olmaya çağırdığı, meseleyi barış yoluyla halletmeye çalışan melikenin Kudüs’e gidip Süleyman’la bizzat görüştüğü ve bu görüşme sırasında onun cismanî ve ruhanî gücü karşısında gerçek bir peygamber olduğunu anlayıp kendisine iman ettiği ve hâkimiyetini tanıdığı anlatılır. Tarih ve tefsir kaynaklarında Hz. Süleyman’ın onunla evlendiği veya Hemdân melikiyle evlendirip görevinde bıraktığına dair rivayetler yer alır. maddî refaha sahip güçlü Sebe toplumunun bunca nimete rağmen şeytana uyup Allah’a kulluktan yüz çevirdiği ve bu sebeple büyük bir sel felâketiyle (Arim seli) cezalandırıldığı, verimli arazilerinin çorak topraklara, türlü nimetlerin mahrumiyetlere dönüştüğü belirtilmektedir. Tarihçiler, seddin yıkıldığı zaman hususunda milâttan önce IV. yüzyıl ile milâdî VI. yüzyıl arasında değişen tarihler vermektedir. Bu farklılık felâketin muhtelif zamanlarda tekrarlanmış olmasıyla da açıklanabilir 

TUBBA KAVMİ

Bir diğer önemli görüşe göre ise Tübba, önceleri ateşe tapan (Zerdüştçülük) bir kimse iken iman edip Müslüman olmuş ve halkını da hak yola yani Müslüman olmaya davet etmişti. Halkın Tübba’ya cevabı ise peygamberlerini yalanlamak olmuştur.

Tübba halkı, Allah’a karşı büyük suçlar işlediklerinden dolayı helak edilmiştir. Tübba kavminin belki de kayda değer en önemli özelliği, helak olan toplumlar arasında Mekkeli müşriklere  en yakın toplum olmalarıdır.

RESS KAVMİ

Kur’an’da iki âyette (bk. el-Furkān 25/38; Kāf 50/12) Ashâbü’r-ress’in Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle birlikte peygamberlerini yalanladıkları ve bu yüzden helâk edildikleri belirtilmekte, bunun dışında bir bilgi verilmemektedir. Furkan Suresi'nin 38. Ayeti'nde Ve Add, Semud ve Ashabu'r-Ress ve bunların dışında kalan birçok kavimleri (helak ettik) ayrıca Kaf Suresi'nin 12. Ayeti'nde Onlardan başka Nuh kavmi, Ashabu'r-Ress ve Semud kendilerine gelen peygamberlerini yalanlamıştı şeklinde Ress Halkı'ndan bahsedilmektedir

NUH KAVMİ

Hz. Adem’den sonra insan nesli çoğalmış, bunlar yeryüzünde bir çok yeri imar etmişler ancak zamanla hak dinden uzaklaşarak putlara tapmaya başlamışlardır. Yüce Allah insanlara Nuh (a.s.)'ı peygamber olarak göndermiş; ancak insanlar onun öğütlerini dinlememişler, hatta onu alaya almışlardır. Nuh (a.s.), kavminin iman etmesinden ümidini kesince onların helak olmalarını istemiştir. Allah da ona bir gemi yapmasını emretmiş ve bu gemiye müminlerle cins hayvandan birer çift almasını söylemiştir. Bundan sonra büyük bir tufanla sular her tarafı kaplamıştır. İman etmeyenler boğulmuşlar ve böylece helak olmuşlardır.(9) Nuh kavminin helak edilmesinin nedeni Kur'ân’da şöyle anlatılmaktadır: 

Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi." (Ankebut, 29/14).

KELDANİ (NEMRUT ) KAVMİ

Allâh (c.c.) İbrâhîm (a.s.)'ın ve O’na îmân edenlerin rahat ibâdet etmeleri, Nemrûd ve Keldânî kabîle­sinin üzerine gönderilecek olan ilâhî azaptan da muhâfaza olunmaları için hicret et­melerini emir buyurdu. İbrâhîm (a.s.) ve kendisine tâbî olan mü’minler, kavimlerinden ayrılarak hicret ettiler. İbrâhîm -aleyhisselâm- Bâbil’e hicret ettikten sonra, gurur ve kibre kapılarak îmân etmeyen Keldânî kavmi üzerine toz hâlinde sivrisinek sürüleri indi. Putperestlerin kanlarını emdiler. O bedbahtlar, kurumuş insanlar hâline gelerek he­lâk oldular. Bir sinek de, Nemrûd’un burnundan girerek beynine geçti. Mağrûr Nemrûd, ağrısından dolayı durmadan başına tokmak vurdurdu. Nihâyet, hızla gelen bir tokmakla başı parçalandı. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

 “O’na (İbrâhîm’e) bir tuzak kurmak istemişlerdi; fakat biz onları, daha çok hüsrâna uğrayanlar hâline getirdik.” (el-Enbiyâ, 70)[1]

Nitekim dünyâ saltanatı ile kibir ve gurûra sürüklenen Nemrûd ve bedbaht kavim, bütün insanlığa ibret olmak üzere toz hâlindeki sinekler tarafından kanları emilerek “insan kuruları” hâline geldiler.

HİCR KAVMİ

Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiğine göre ashâbü’l-Hicr dağlarda oydukları güvenli evlerde yaşayan, Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip peygamberlerini yalanlayan bir kavimdi. Bir sabah vakti korkunç bir sesle gelen felâketle cezalandırılmışlar, yaptıkları şeyler ve kazandıkları kendilerine fayda vermemiştir Kur’an’da anlatılan özellikleri dikkate alınırsa bunların Semûd kavmi olduğu anlaşılır. Zira ilâhî âyetlerden yüz çevirme ve kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlama, inanmayan kavimlerin ortak özelliği olmakla birlikte korkunç bir sesle cezalandırılma ygamberlerin kavimleriyle ilgili olarak zikredilmekte, kayaları oyup evler yapma işi ise sadece Sâlih’in kavmi Semûd’un özelliği olarak belirtilmektedir  Bu hususu dikkate alan müfessirler, Hicr sûresinde kıssaları anlatılan ashâbü’l-Hicr’in kendilerine Sâlih’in peygamber olarak gönderildiği Semûd kavmi olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kavim Hz. Sâlih’i dinlemediği gibi bir mûcize ve işaret olmak üzere yaratılan dişi deveyi de konan yasağa rağmen kesmek suretiyle Allah’ın emrini hiçe saymış ve neticede helâk edilmişti

KARYE KAVMİ

“İnsanların toplandığı yer” mânasına gelen karye, köy veya küçük kasaba gibi yerleşim merkezlerini ifade etmektedir. Ancak bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de, Mekke ve Kudüs dahil olmak üzere büyük şehirler için de kullanılmaktadır. Buna göre “ashâbü’l-karye” tabiri ile bir yerleşim merkezindeki insanlar kastedilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm, Ashâbü’l-karye’ye iki peygamber (mürsel) gönderildiğini, halkın onları dinlememesi üzerine üçüncü bir peygamber daha görevlendirildiğini, fakat onlara bölge halkından sadece bir kişinin iman edip kendilerini savunduğunu ve halka da inanmalarını tavsiye ettiğini, neticede Allah elçilerine karşı koymanın cezası olarak bu karye halkının müthiş bir sesle (sayha) helâk edildiğini bildirmektedir

SEBT (İSRAİLOĞULLARI ) KAVMİ

Mûsâ aracılığıyla İsrâiloğulları’na kendilerinden önceki kavimlere olduğu gibi sırf ibadete adanmış bir günü farz kılmayı murat etti; bu gün de cuma günü idi. Fakat İsrâiloğulları, Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yaratıp yedinci günde (sebt) yaratmaya son verdiğini, bu günde her yaratılmışın O’na boyun eğdiğini ileri sürerek içlerinden az bir kısmı hariç cuma yerine sebt gününü ibadet günü olarak belirlemek istedi. Bunun üzerine Allah, İsrâiloğulları’nın sebt gününü benimsemelerine izin vermiş, ancak imtihan maksadıyla bu günde avlanmayı ve iş yapmayı yasaklayarak bu günü onlara zorlaştırmıştır (Fahreddin er-Râzî’ye göre Kur’an’da geçen, “Sebti aşmayın emrinden maksat bu günde çalışma ve kazancın haram kılınmasıdır. Böylece onlara âdeta, “Bu günde işten uzak durun, yerlerinizde oturun, muhakkak Allah çok rızık verendir” denilmiştir

Yasağa uymadıklarından içlerinden bir grubun maymuna (ve domuza) dönüştürüldüğü belirtilen kavim helak olmuştur

UHDUD KAVMİ

kralları tarafından meydana getirilmiştir. Bu rivayetlerden herhangi birinin doğruluğu kesin değildir. Zaten Kur'an da bu olayı; yer, zaman ve faillerini belirtmeden zikretmektedir. Allah'a inanmayan kâfir bir beldenin kralı, Allah'a inananları dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapık dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasına ve derin hendekler, kanallar (uhdûd) kazdırır. Bu hendeklerin içine büyük ateşler yakılır. Allah'a inanmaktan başka hiçbir günahı olmayan müminler hendeğin başına getirilir, Allah'a imanda ısrar edenler ateşe atılır, küfre dönenler ateşten kurtarılır. Bütün bu zor durumlarına rağmen müminler imanından dönmez ve ateşe atılırdı. Müminleri ateşe atan bu zalimler, hendeğin etrafına oturmuş olarak yaptıkları bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Cenâb-ı Allah o kâfirleri, aynı ateşle veya başka bir yolla helak etmiştir. Çeşitli rivayetlerin bildirdiğine göre, binlerce mümin bu hendeklere atılmış, fakat Allah Teâlâ müminlerin ruhunu, ateşe düşmeden önce kabzetmek suretiyle onları, ateşin azabından kurtarmıştır.

MÜTEFERİKE KAVMİ

Müfessirler bu kelimenin delâletine ilişkin birkaç görüş zikretmiştir. Birinci görüşe göre mü’tefikât Lût kavmiyle birlikte helâk edilen beş şehirden biri peygamberi yalanlayrak sapıklık yaparak lut kavmi gibi helak oldular

POMPEİ

Pompei halkı cinsel sapkınlıklarda sınır tanımıyordu. Roma İmparatorluğu’nun sembol kentlerindendi. Tatil köyü gibiydi. Romalı Generaller burada ağırlanıyor, Asilzadeler buraya gelerek eğleniyorlardı. Vezüv yanardağı ise eteklerinde kurulu bu sapkın Pompei halkına tahammül edemiyordu. Sabırsız, fokur fokur kaynıyordu. Ahlaka aykırı davranan Pompei’in kibirli insanları Vezüv’ün depremi altında helakını hazırlıyordu. Vezüv yanardağı’nın korkunç bir şekilde patlamasıyla iki yüz bin nüfuslu Pompei halkı kül bulutlarıyla taşlaşmış vaziyette mezara gömüldü.

 

 Rabbi alemin azgınlık taşkınlık yapan kavimleri helak etmiştir kuran ayetleri  ve diğer kitaplarla  ve de peygamberimiz hadisleriyle bize kadar ulaşmıştır   en çok dikkat çeken lut ,ad,semud, pompei  onların yaptıkları azgınlıklar günümüzde  sanki mevcut  kadınların erkeğe erkeklerin kadınlara benzemesi eş cinsellik   lezbiyenlik vs  kadınları sadece mal olarak görülmesi kadınların vücutlarını şehvet malzemesi olarak sergilemesi   insanların suçsuz yere öldürülmesi  dinin emrettiği yaşam tarzından uzaklaşıp sapıklığa düşmesi  zor anlarda rabbi alemini hatırlamak gibi   ahlak, haya bilincinin toplumun her kesiminde zayıflaması  yaşantıların lüks zevk, neşe içinde  geçirme çabası olması  aile yapısının  batıl düzene uyulması  dini sosyal, kültürel ahlaki bilgilerden uzak durulması  yaşantımızı  helak olan kavimlere doğru gittiğini göstermektedir  gençlerin  pornografik videolar izlemeleri  düşünceleri sapıklıkla doldurmaları  ve de açık saçık resimler videolar paylaşmaları   sapkınlık bir hayatın içine girmeleri  sonumuzun helak olan kavimlere benzeme olanağın gitmesi  hiç dikkatimizi çekmiyor  bir musibet  gelince aklımıza gelmesi sonra da unutmamız    geleceğimizin  nereye gittiğini göstermektedir  bunun en büyük nedeni geçmişimizi unutmamız eğitim öğretimin  ne kadar zayıflaması okuma alışkanlığımızın yok olmasını göstermektedir en önemlisi basında  yazılı sözlü sosyal basında  reyting için çıkan hocaların yanlış fetva vermeleri   bir kurtulma yanışına kulp bulmalarından kaynaklanmaktadır  dinimizdeki  bazı konuları ılımlı İslam altında  lanse etmeleridir   gençlerimiz bu günlerde fenomen olma hevesi  ile yanlış tavırlar içine girmesi  ailelerde aynı yanılışı  sürdürmeleri  evlerimizden kuran sesi yerine   internetin televizyonun sokulması   ailelerin aralarında sohbetin gün geçtikçe bitmesi  tartışma araştırma durumların ortadan kalkması  tarihte geçen  kavimlerin izi sürmesi   toplum olarak Müslümanlığın ,Türklüğün gerek simlerini hayatımızda  çıkarmamız  bizleri düşünme içine sokması gerekirken  yaşantımızı nasıl rahat geçirebilir gayesi içine düşmemiz  haramı helali arasındaki ince çizgiyi koparmamız  bizlerin sonumuzu göstermektedir  toplum olarak ağzımızda  gezen birkaç sözle  İslam’ın var olduğunu  göstermektedir kalbim temiz Allah biliyor beni cumaya gidiyorum rızkım için uğraşıyorum  gibi sözler  toplumun ne kadar geriye gittiğini göstermektedir  hayatımıza katmamız gereken  kuranın ilk ayeti olan ıkra yani oku kelimesidir  bunu başardığımız sürece yaşantımız İslam’ı  Türklük kurallar içine gireceğine eminim

 

Yazarın Diğer Yazıları